|
|
|
|
|
Sizlerle 1555 yılı Kanun-i Sultan
Süleyman döneminde Anadolu seyahatı gerçeleştirip bunu ‘’İstanbul ve
Anadolu’ya Seyahat Günlüğü’’ olarak kitap haline getiren Hans Dernschwam’ın
İzmit gezisi ve izlenimlerini paylaşmak istiyoruz. O günün İzmit’i, Orhan
Mahallesi ve orada yaşananlar hakkında güzel bir resim çizmiş gezgin.
Hans Dernschwam ; ‘ İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü-1555 ’ Çeviren: Prof. Dr. Yaşar Önen Kültür Bakanlığı Yayınları, 885 1992 Alıntı Sayfa Numaraları: 210-211-212-213 13 Mart öğleye kadar İzmit’te kaldık. Kısmen harap olmuş vaziyette bulunan şehri dolaştık. Ama binde birini bile göremedik. Burası çok güzel eski bir Bizans Şehri. Deniz kenarına yakın uzunca bir yamaç üzerinde kurulmuş. Yamacın sonundaki saray, tepeden aşağıya sahile kadar iniyor. Bu şehirde İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş ve etrafında bir sur varmış. Harap olmuş, yıkılmış duvar kalıntılarından eskiden burada bir sur olduğu anlaşılıyor. İlk bakışta tabii bir kaya izlenimi veren bu kalıntıların, iyice tetkik edilince taş ve tuğladan örülmüş duvarlar olduğu anlaşılıyor. Büyük taşları ve sütunları alıp çok önceleri alıp çok önceleri İstanbul’a görülmüşler. Şimdi duvarların temelleri kazıldığında güzel, büyük ve sanatkarane yontulmuş taşlar çıkıyor. Vaktiyle asıl şehir merkezinin bulunduğu yerde ev yok. Ancak eski binaların kalıntıları ve boşlukları var. Bir zamanlar mesire yeri olan bahçelerin yerine şimdi buğday ekilmiş. Sarayın bulunduğu yerdeki çevre surları ve kuleler duruyor. Saray Budin’den daha yüksekçe bir tepe üzerinde. Etrafında çepeçevre alçak basit Türk evleri var. Orta yerde bir cami görülüyor. Burada vaktiyle bir kilise varmış. Yer sarsıntılarında yıkılmış, onun yerine Türkler bir cami yapmışlar. Şehrin genel manzarası, birbiri üzerine yapılmış birçok kırlangıç yuvalarını andırıyor. Bu saraydan denize doğru birçok büyük köşk mevcutmuş. Sur aşağıdan başlayarak dağa doğru devam ediyor; yontulmuş iri taşlarla yapılmış bir çelenk görülüyor. Bu mermerler üzerinde çok güzel işlenmiş bazı figürler var. Çelengi teşkil eden bu mermerler, 3 veye 4 kulaç uzunluğunda ve bir kulaç genişliğinde. Bunlar, üzerlerinden denizin çok güzel görünebileceği bir başlık teşkil ediyorlar. Burada buna benzer büyük mermer sütunlardan çok varmış. Şimdi şuradan buradan kazıp çıkarıyorlar. Çok büyük oldukları için burada alıp satamıyor, gemilere yükleyip İstanbul’a yollayamıyorlar. Mimarın tarifi üzerine büyük mermerleri biçkihanede kesip padişahın yaptıracağı cami ve binalarda kullanılacak hale getiriyorlar. Deniz kenarından şoseler bu saraya doğru uzanıyor. Ayrıca büyük, geniş bir meydan var. Her tarafı kare şeklinde taşlarla kaldırım döşenmiş. Bu kaldırım taşların da söküp götürüyorlar. Bunlar dışında etrafta bahçeler ve tarlalar görülüyor. Neresi kazılsa yerin altından yontulmuş , işlenmiş taşlar çıkıyor. Bunların arasında tabanda bulunan yuvarlak büyük bir sütun gördüm. Aynı yerde dağın eteğinde küçük bir kapı var. Bu kapı surların yıkılmasından sonra ortaya çıkmış. Kapıdan içeriye girdim. İçeride yanlarda küçük hücreler ve sağlam kemerli bölmeler var. Sayıları fazla olduğu için hepsini göremedim. Burası herhalde vaktiyle gizli hapishane olmalı; zira yukarda saray var. Sarayın bulunduğu tepede şimdi İstanbul’da yapılanlar tarzında, alttan ısıtılan iki hamam gördük. Güzel mermer taşların hepsi kazılıp çıkartılmış. Bu hamamların birinin erkeklere diğerinin kadınlara mahsus olduğu anlaşılıyor. Zira her iki hamam da birbirine çok yakın. Bu hamamların suyunun nereden geldiği insanı düşündürüyor. Çünkü suyun şehirden ve saraydan geçip gelmesi lazım. Aynı yerde uzunca ve dört köşe bir taş bulduk. Altında ve üstünde oyulmuş gesimisler mevcut. Üzerinde Latince bir yazı var. Önce okuyamadık. Taşın üstündeki tuğla ve kireç kalıntılarını kzıdıktan sonra kısmen okuyabildik. PERPETVO IMP O C × AVR ×V ×DIOCLETIAN P × AVG× CVIVS ×PRO VIDENTIAE ××××TIAMLAVACRVM ××× TER MARVM ANTONI FVNDI TVS ..... EVERSVM PECVNIA AMPLIFI CATVM POPVLO SVO EXHIBERI × IVSSIT Buna benzer diğer bir taş yeni sökülmüş. Biz orada iken kesip parçalayıp İstanbul’a, mabedlerine götürecekler. Bizim İzmit’te bulunduğumuz tarihe kadar su yolundan gelen su, sarayın içinden ve dağın üstünden aşağıya doğru akıyor ve bir taş yontma ve kesme atölyesine kadar ulaşıyor. Burada iki büyük bıçkı ile saray, şato ve benzeri yerlerden çıkan mermerler kesiliyor. Bıçkıların bilenmiş dişleri yok. 3-4 adım uznluğunda, bir karış genişliğinde ve yarım parmak kalınlığındadır. Kesilecek mermerler alta konuluyor, üzerine bıçkılar oturtuluyor ve mermer sağa sola kaymasın diye iki tarafına boylu boyunca birşeyler sıkıştırılarak emniyet altına alınıyor. Mermer hızarcısıs bıçkı iyi işlesin diye hızarın çalıştığı yere azar azar mermer tozu döküyor. Yukarıdan da bu tozun üzerine damla damla su akıyor. Ve böylece sert mermer veya taşlar kolaylıkla kesiliyor. Hızarcı sanki keman çalıyormuş gibi mermer kesiyor. Su buraya birbuçuk günlük uzakta bulunan bir dağdan getiriliyormuş. Vaktiyle bu güzel sarayın ve Şatonun bulunduğu dağın her tarafında şimdi köpek ve kırlangıç yuvaları var. Çok büyük taşlardan yapılmış olan bu sarayı çok kudretli kralların yaptırmış olası lazım. Zira bu büyüklükte, bu kadar güzel mermer blokları buraya getirtirmek kolay olmamıştır. Bunlar şimdi bir yere gönderilemiyor. Yüzlerce kişinin kaldıramadığı bu mermerleri biz orada iken kesiyorlardı.
|